Önce en temel meseleyi, yanlış anlaşılmasına imkân bırakmayacak kadar açık söyleyelim:
“Bu Hafta Ne İzlemesek?” bir boykot çağrısı değildir.
Bir filmin gişesini düşürmek için yapılmıyor.
Bir yapımın seyircisini azaltmak için yapılmıyor.
Bir filme zarar vermek için yapılmıyor.
Ve en önemlisi, kimseye “Bu filme gitmeyin” demiyoruz.
Projenin adında “Ne İzlemesek?” geçmesi, seyirciye verilmiş bir emir değildir. Bu, programın mizahi çerçevesidir. Bir başlıktır. Bir yaklaşım biçimidir.
Bunu daha da açık anlatalım:
Bir restoran eleştirmeni bir yemeği beğenmediğinde restoranın kapısında durup insanları içeri sokmamaya çalışmaz.
Bir edebiyat eleştirmeni bir romanı başarısız bulduğunda kitabın satışını engellemeye çalışmaz.
Bir film eleştirmeni de bir filmde gördüğü sorunları anlattığında filmin gösterimini sabote etmiş olmaz.
Eleştiri ile engelleme aynı şey değildir.
“Bu Hafta Ne İzlemesek?” de tam olarak bunu yapıyor: filmleri izliyor, inceliyor, tartışıyor ve neden belli bir sinema anlayışının içine yerleştirilebileceklerini anlatıyor.
Üstelik ele aldığımız filmleri çoğu zaman vizyon haftasında konuşuyoruz. Yani filmi görmeden, fragmanına bakıp hüküm vermiyoruz. Filmi izliyoruz. Parasını, zamanını ve dikkatimizi veriyoruz. Sonra da gördüğümüz şeyi analiz ediyoruz.
Buradaki mesele “Bu film kötü, gitmeyin” demek değildir.
Mesele şudur:
Bu film nasıl bir film?
Neden böyle görünüyor?
Neden böyle oynanıyor?
Neden bazı sahneleri istemeden komikleşiyor?
Neden bazı diyaloglar seyircide utanç duygusu yaratıyor?
Film bilinçli olarak mı aşırı, yoksa kontrolünü mü kaybediyor?
B movie geleneğine mi yaklaşıyor?
Trash sinema estetiği taşıyor mu?
Camp mi?
Cringe mi?
Yoksa yalnızca başarısız bir ana akım film mi?
Bizim ilgilendiğimiz alan burası.
“ÇÖP FİLM” MESELESİ
Gelelim sürekli problem yaratan ifadeye:
Trash movie.
İngilizcede sinema kültürü içinde kullanılan “trash movie”, Türkçeye kelimesi kelimesine çevrildiğinde “çöp film” oluyor.
Sorun da tam burada başlıyor.
Çünkü Türkçede bir şeye “çöp” dediğinizde bunun anlamı son derece ağırdır.
“Çöp kitap.”
“Çöp şarkı.”
“Çöp oyun.”
“Çöp film.”
Türkçede bunları söylediğinizde çoğu insanın anlayacağı şey şudur:
“Bu şey tamamen değersizdir.”
Hatta biraz daha ileri gidersek:
“Bunun hiçbir kıymeti yoktur, çöpe atılması gerekir.”
Ama uluslararası sinema literatüründeki trash cinema kavramı her zaman bunu ifade etmez.
Bir kez daha, mümkün olduğunca açık söyleyelim:
Trash movie = değersiz film demek değildir.
Trash movie = izlenmemesi gereken film demek değildir.
Trash movie = sanat değildir demek değildir.
Trash movie = film yapan insanlar yeteneksizdir demek değildir.
Hatta sinema tarihinde özellikle trash estetiğini kullanan, bundan bilinçli biçimde beslenen ve bugün kült kabul edilen çok sayıda film ve yönetmen vardır.
Çünkü “trash”, bazı bağlamlarda bir estetik kategoridir.
Aşırılık olabilir.
Ucuzluk estetiği olabilir.
Bilinçli kötü zevk olabilir.
Abartılı oyunculuk olabilir.
Absürt diyaloglar olabilir.
Sömürü sinemasının kodları olabilir.
Düşük bütçeyi avantaja dönüştürme çabası olabilir.
Ana akım sinemanın “iyi zevk” olarak tarif ettiği şeylere meydan okuyan bir yaklaşım olabilir.
Bazen de bütün bunların hiçbiri bilinçli değildir ve ortaya gerçekten tuhaf bir film çıkmıştır.
İşte bizim konuştuğumuz şey tam olarak budur.
Türkçede ise bunun için yerleşmiş, herkesin üzerinde anlaştığı kusursuz bir karşılık bulunmadığından “çöp film” ifadesi kullanıldığında, kavramın sinema tarihindeki anlamıyla Türkçedeki gündelik hakaret anlamı birbirine karışıyor.
Bizim derdimiz de bu karışıklığı mümkün olduğunca açıklamak.
B MOVIE DE HAKARET DEĞİLDİR
Aynı durum B movie kavramında da geçerlidir.
Bir filme B movie demek:
“Bu insanlar film yapmayı bilmiyor”
demek değildir.
B movie’nin sinema tarihinde son derece somut bir karşılığı ve geleneği vardır. Düşük ya da sınırlı bütçeler, tür sinemasının güçlü kullanımı, hızlı üretim, sansasyon, korku, bilimkurgu, suç, aksiyon ve sömürü sinemasıyla kurduğu ilişki bu tarihin parçalarıdır.
Bugün sinema tarihinin önemli kabul edilen birçok yönetmeni B filmlerinden, exploitation sinemasından ve trash kültüründen etkilenmiştir.
Dolayısıyla bizim için B movie, trash movie, camp veya cringesözcükleri yalnızca “kötü film” demenin havalı yolları değildir.
Bunlar birbirinden farklı kavramlardır.
Ve videoların amaçlarından biri de tam olarak bu kavramların farklarını konuşmaktır.
CRINGE NE DEMEK?
“Cringe” dediğimizde de durum benzerdir.
Bir sahnenin cringe olduğunu söylemek:
“Bu filmi yapan insanlardan nefret ediyoruz”
demek değildir.
Cringe, seyircide oluşan belirli bir duyguyu tarif eder.
Ekrandaki bir diyalog, oyunculuk tercihi, mizah anlayışı, romantik sahne veya dramatik an öylesine yapay, zorlanmış ya da tuhaf olabilir ki seyirci karakter adına utanmaya başlar.
Bu bir seyir deneyimidir.
Biz de bunun neden ortaya çıktığını konuşuruz.
“AMA VİZYONDAKİ FİLMİ ELEŞTİRİYORSUNUZ!”
Evet.
Çünkü film eleştirisinin yapılabileceği zamanlardan biri filmin vizyonda olduğu zamandır.
Bir filmi vizyon haftasında eleştirmek, o filmin gişesini düşürmeye çalışmak anlamına gelmez.
Gazeteler onlarca yıldır vizyondaki filmlere yıldız veriyor.
Eleştirmenler vizyondaki filmler hakkında yazıyor.
YouTube kanalları incelemeler yayımlıyor.
Podcast’ler filmleri tartışıyor.
Televizyon programları filmleri değerlendiriyor.
Bütün film eleştirisi kültürü zaten büyük ölçüde bunun üzerine kuruludur.
Eleştirmenin görevi filmi korumak değildir.
Filmi batırmak da değildir.
Eleştirmenin görevi film hakkında düşünmek ve düşündüğünü gerekçeleriyle anlatmaktır.
Son kararı seyirci verir.
Hatta bizim çok eleştirdiğimiz bir filmi izleyip çok seven bir seyirci de olabilir.
Olmalıdır da.
Çünkü sanatla ilişkinin güzel taraflarından biri budur.
BİZ KİMSEYE NE İZLEYECEĞİNİ SÖYLEMİYORUZ
Burada özellikle altını çizmek istediğimiz nokta budur:
Seyircinin yerine karar vermiyoruz.
Biz filmi konuşuyoruz.
Siz karar veriyorsunuz.
Videoyu izledikten sonra:
“Ben yine de bu filmi görmek istiyorum.”
diyebilirsiniz.
Gidin.
“Anlattıkları şeyler bana eğlenceli geldi.”
diyebilirsiniz.
Gidin.
“Ben böyle filmleri zaten seviyorum.”
diyebilirsiniz.
Kesinlikle gidin.
Hatta bizim eleştirdiğimiz özellikler sizin filmi izleme sebebiniz olabilir.
Çünkü bizim için sinema yalnızca “iyi filmler” ve “kötü filmler” diye iki kutuya ayrılan bir alan değildir.
Bazen kusurlu bir film çok eğlencelidir.
Bazen teknik açıdan kötü bir film büyüleyicidir.
Bazen son derece tuhaf bir yapım kült filme dönüşür.
Bazen büyük bütçeli ve profesyonel bir film tarifsiz derecede sıkıcıdır.
Bazen de bütün yanlış kararlar bir araya gelir ve ortaya konuşması, tartışması, analiz etmesi son derece keyifli bir film çıkar.
“Bu Hafta Ne İzlemesek?” tam olarak bu filmlerin peşindedir.
DALGA GEÇMEK VAR MI?
Var.
Programın mizahi bir tarafı olduğunu saklamıyoruz.
Bazen bir repliğe güleceğiz.
Bazen bir sahnenin nasıl çekildiğine şaşıracağız.
Bazen bir oyunculuk tercihini anlamlandıramayacağız.
Bazen “Bunu gerçekten filmde bırakmışlar mı?” diyeceğiz.
Ama mizah ile saldırı arasında bir fark vardır.
Amacımız bir oyuncuyu, yönetmeni, senaristi veya film emekçisini aşağılamak değildir.
Biz ortaya çıkan eseri konuşuyoruz.
Kişinin kendisini değil, filmde gördüğümüz tercihi eleştiriyoruz.
Bir oyunculuk biçimini eleştirmek oyuncuya hakaret etmek değildir.
Bir senaryoyu eleştirmek senariste düşman olmak değildir.
Bir filmi eleştirmek sinemaya düşman olmak hiç değildir.
Tam tersine:
Bir filmi uzun uzun konuşmaya değer bulmak, sinemayı ciddiye aldığımız anlamına gelir.
O HÂLDE “BU HAFTA NE İZLEMESEK?” NE?
Bir anti-sinema hareketi değil.
Bir boykot kampanyası değil.
Bir kara liste değil.
Seyirciyi sinema salonlarından uzaklaştırmaya çalışan bir proje hiç değil.
“Bu Hafta Ne İzlemesek?”; B movie, trash cinema, camp, cringe ve başarısız ana akım sinema arasında dolaşan bir film analizi projesidir.
Filmlere bazen ciddi, bazen mizahi, bazen acımasız ama mümkün olduğunca gerekçeli biçimde bakar.
Ve en önemlisi şunu kabul eder:
Bir film kötü olabilir ve yine de konuşulmaya değer olabilir.
Hatta bazen iyi filmlerden çok daha fazla konuşulmaya değer olabilir.
Çünkü sinema tarihi yalnızca başyapıtlardan oluşmaz.
Tuhaf filmlerden de oluşur.
Başarısızlıklardan da.
Aşırılıklardan da.
Yanlış tercihlerden de.
B filmlerinden de.
Trash filmlerden de.
Kült filmlerden de.
Kimsenin yıllar sonra nasıl çekildiğine inanamadığı filmlerden de.
Bizim işimiz bunları çöpe atmak değil.
Bizim işimiz o çöp kutusunun kapağını açıp içeride neden bu kadar ilginç şey olduğunu konuşmak.
O yüzden programın adı:
Bu Hafta Ne İzlemesek?
Ama programın söylediği şey:
“İzleme.” değil.
Söylediği şey şu:
“İzledik. Şimdi biraz konuşalım.”